Samet Uzun Yazdı: Beş gün... Sadece beş gün içerisinde bu küçücük ülkede iki kadın öldürüldü. 7 Eylül’de Aygün’de 61 yaşındaki Saliha Özkol, 12 Eylül’de Alayköy yakınlarında 35 yaşındaki Rukiye Tunçer... İki kadın. İki hayat. İki ayrı ev. Geride kalan aileler ve aynı soru: Biz ne ara bu hale geldik? Saliha Özkol’un hikâyesi insanın canını daha da yakıyor. Çünkü ortada yalnızca bir cinayet yok; cinayetten önce gelen kocaman bir uyarı zinciri var. Darp raporu vardı. Koruma ve uzaklaştırma kararları vardı. Şiddet geçmişi vardı. Failin hapis cezası bile vardı. Ama Saliha bugün hayatta değil. Demek ki bir kadına “Seni koruyoruz” yazan bir kâğıt vermek yetmiyor. O kâğıdın gerçekten koruması gerekiyor.

Saliha'nın acısını daha sindiremeden bu kez Rukiye'nin haberi geldi. 35 yaşında bir kadın, eşiyle bulunduğu araçta çıkan tartışmanın ardından başına spiral iş aletiyle vurularak öldürüldü. Okurken bile insanın kanı donuyor. Bir tartışmanın sonu ölüm olabilir mi? Bir insan, hayatını paylaştığı kadına bunu nasıl yapabilir? İyice sapıttık! Ve bunu artık yalnızca öfkeyle söylemiyorum. Korkarak söylüyorum. Çünkü küçük bir ülkede beş günde iki kadın öldürülüyorsa, bunu “münferit olay” deyip geçemeyiz. Kadınların öldürülmediği bir ülke istemek çok büyük bir talep değil. Bir kadın yardım istediğinde gerçekten korunmasını istemek de değil. Mahkemenin verdiği koruma kararının kâğıt üzerinde kalmamasını istemek hiç değil.

Cinayetten sonra herkes üzülüyor. Açıklamalar yapılıyor. Kınamalar geliyor. Sonra birkaç gün geçiyor ve hayatımıza devam ediyoruz. Ta ki bir başka kadının adı haber başlığı olana kadar. Olmamalı. Saliha sadece bir haber değildi. Rukiye sadece bir haber değildi. Onların isimlerini birkaç gün konuşup sonra unutmamak gerekiyor. Çünkü mesele artık kaç kadının öldürüldüğü değil. Asıl mesele şu: Bir sonraki kadının öldürülmesini engellemek için bugün ne yapıyoruz? Cevabımız yoksa gerçekten iyice sapıttık.