Bazı insanlar sizin iyi olmanızdan nefret eder.
Huzurunuz onları rahatsız eder, mutluluğunuz sinirlerine basar.
Başarmanız, dimdik durmanız, dağılmamanız…
Onlar için sessiz ama ağır bir hakarettir.

Çünkü ortada bir salgın var.
Ne virüsle ne mikropla ilgili.
Bu, kendi hayatını düzeltemeyip başkasının hayatına saldırma hastalığıdır.
“Ben yaşayamadım, o nasıl yaşıyor?” sorusu artık merak değil, saf öfkedir.

Bu insanlar üretmez.
Toparlamaz.
İyileştirmez.
Sadece bozar.
Huzura laf sokar, mutluluğa kulp bulur, başarıyı küçümser.
Çünkü kendi karanlığıyla yüzleşemeyen, başkasının ışığını söndürmeye çalışır.

O yüzden alay ederler.
O yüzden küçültürler.
“Şansı vardı”, “abartıyorsun”, “bir gün o da düşer” derler.
Çünkü sizin ayakta kalmanız, onların yıllardır görmezden geldiği çöküşü yüzlerine vurur.

Rahatsızlıkları sizinle ilgili değil.
Siz sadece aynasınız.
Ve herkes aynaya bakacak cesarete sahip değildir.
İşte bu yüzden bu kin, bu huzursuzluk, bu öfke…
Adı konulmuş bir hâl aldı artık:
Başkasının hayatına tahammülsüzlük salgını.