Bayrak yakmak…

Ateşe atılan bir kumaş değildir.

Bayrak yakmak,

İçinde biriken korkunun,

Nefretle alev almış halidir.

Bir kibrit çakarsın…

Ve sanırsın ki güçlüsün.

Oysa İncil’de der ki:

“Kılıç çeken, kılıçla yok olur.”

Bugün ateşle yürüyenler…

Yarın o ateşin içinde kalır!

Çünkü ateş…

Ayırt etmez.

Yaktığını da yakar,

Yakanı da.

Dün güneydeki

paskalya da bayrağı yakanlar,

Bir halkı yakmadı…

Kendi vicdanlarını yaktı.

Ama farkında değiller.

Çünkü körler.

İncil’de yine yazılıdır:

“Kör, köre yol gösterirse, ikisi de çukura düşer.”

Bugün o ateşi alkışlayanlar…

Yarın o çukurun içinde birbirini arayacak.

Ve kimse kimseyi bulamayacak.

Çünkü nefret, yol değildir.

Nefret, uçurumdur.

Bir adım atarsın…

Ve düşüş başlar!

Sesin yankılanır sadece:

Ama seni kimse duymaz.

İşte o yüzden…

Bayrak yakmak cesaret değildir!

Cesaret; yakmadan durabilmektir.

Cesaret; öfken varken susabilmektir.

Cesaret; kin yerine aklı seçebilmektir.

Ama bunu yapamazsınız!

Çünkü korkuyorsunuz!

O bayraktan korkuyorsunuz!

Temsil ettiği güçten korkuyorsunuz!

Tarihten korkuyorsunuz!

Gerçekten korkuyorsunuz!

Ve korktuğunuz için yakıyorsunuz!

Ama bilin ki…

Ateşle oynayanlar,

Bir gün kül olur!

Ve kül…

Rüzgârda savrulur!

Ne isim kalır!

Ne iz!

Sadece utanç kalır!

Ve o utanç…

Toprağa gömülmez!

Tarihten silinmez!

Evlatlarına miras kalır!

Çünkü bazı yangınlar söner…

Ama bıraktığı leke,

Nesiller boyu yanar!!