BİRİNE VERİLEN AZ CEZA "YAPABİLİRSİN" MESAJIDIR!
Bu ülkede adalet terazisi bozulmadı sadece,
ayarlarıyla oynandı.
Aynı suç, farklı salonda başka bir anlama geliyor artık.
Bir yerde ağır bir karar,
öbür yerde neredeyse ödül gibi bir ceza.
Bu tutarsızlık hata değil;
toplumun adalet duygusunu parça parça eden
tehlikeli bir alışkanlıktır.
Bazı kararlarda adaletin kendisi bile şaşırıyor,
bazılarında utandırıyor.
Bir dosyada “çok fazla”,
ötekinde “olmayacak kadar az.”
Orantı yok,
ölçü yok,
topluma dönük bir muhasebe yok.
Sanki kararlar,
insan hayatına değil
soğuk bir cetvele bakılarak veriliyor.
Empati, bu sistemde lüks muamelesi görüyor.
Kamu vicdanı,
karar metinlerinde dipnot bile olamıyor.
Oysa adalet sadece kanuna bakmaz;
topluma ne söylediğine de bakar.
Verilen her karar,
sadece sanığı değil,
sokaktaki insanın adalet inancını da etkiler.
Birine az verilen ceza,
“Yapabilirsin” mesajıdır.
Birine ölçüsüz verilen ceza ise
“Keyfidir” hissi yaratır.
İkisi de aynı yere çıkar:
Hukuka değil,
rastlantıya benzeyen bir düzene.
Ve rastlantı üzerine kurulan adalet,
adalet değildir.
Bu ülkede insanlar artık
“Suçlu mu değil mi?” diye sormuyor.
“Kim denk geldi?” diye soruyor.
Hangi salon,
hangi ruh hali,
hangi gün…
Bu soruların dolaştığı yerde
hukuk çalışıyor gibi görünür,
ama güven tamamen çöker.
Adalet, karar verirken
toplumdan koparsa,
kendini steril bir fanusa kapatırsa,
o fanusun içinde doğru yazılmış cümleler
dışarıda büyük bir haksızlık yaratır.
Çünkü adalet,
sadece doğru olmakla yetinemez;
anlaşılır, tutarlı ve vicdanla uyumlu olmak zorundadır.
Bugün sorun kişiler değildir belki.
Ama kararların dili,
ölçüsü ve topluma verdiği mesaj
ciddi şekilde sorunludur.
Bu yüzden artık bakılması gereken şey
“dosya ne dedi?” değil,
“bu karar topluma ne söyledi?” sorusudur.
Çünkü adalet,
kendini anlatamıyorsa,
kendini savunamaz.
Ve savunulamayan adalet,
eninde sonunda
herkes için bir tehdit haline gelir.