Bir tek sizin hayatınız önemliydi.
Bir tek siz yaşayacaktınız bu hayatı.
Sizin işinize gelenler “doğru”, gelmeyenler başkalarının kaderiydi.

İstediğinizi anında kabul ettiniz.
İstemediğinizi ise iki dudağınızın arasına sıkıştırıp başkalarının hayatını orada ezdiniz.
Hiç acımadan…
Hiç utanmadan…
İnsanların yaşamları üzerinden ego tatmini yaptınız.

Sadece sizin kızınız, sizin oğlunuz kıymetliydi.
Başkalarının çocukları sadece istatistikti.
Bir tek size dokunulunca harekete geçtiniz.
Aynı acı başkasının kapısını çaldığında gözünüzü başka tarafa çevirdiniz.

Her şeyin içindeydiniz.
Her kararda vardınız.
Her yanlışta payınız vardı.
Ama nedense hiçbir sorumluluk size değmiyordu.
Kimsenin size dokunamayacağını sandınız.
Hesap sorulamayacağını zannettiniz!

Aynalara uzun uzun baktınız.
Vicdanınızı ışıkta aradınız ama
karanlığa hiç dönüp bakmadınız.
“Bize dokunmaz” dediniz.
“Bize gelmez.”
“Bize bişey olmaz ” dediniz.

Ama gece öyledir.
Sessiz gelir.
Ayak sesi yoktur.
Kapıyı yumruklamaz.
Sadece çalar.

Artık karanlık sizi saklamıyor.
Artık aynalar yalan söylemiyor.
Artık dokunulmaz değilsiniz.

Çünkü bu hayatta
üstü örtülen her iz,
bir gece geri döner.
Sessizce…
Ama tam kalbinizin ortasına basarak.