“İstediğiniz kadar bağırın, çağırın…
Bu yasa geçecek.”
Bunu söyleyen bir mahalle kabadayısı olsa, “ayıp” der geçeriz.
Ama bunu söyleyen bir bakan ise dururuz…
Çünkü burada sadece bir yasa değil, demokrasiye bakış ifşa oluyor.
Sayın Erhan Arıklı, halkın itirazını “bağırıp çağırmak” olarak gören bir dille konuşuyorsa,
sorun fiberde değil, zihniyettedir.
Çünkü demokrasi, susarak onaylamak değildir.
Demokrasi, itiraz edebilmek, sorgulayabilmek, dur diyebilmektir.
“Bu yasa geçecek” cümlesi bir kararlılık değil,
tehdit kokan bir dayatmadır.
Bu dil; ikna edenin değil, tahammülsüz olanın dilidir.
Güçlünün değil, gücünü kaybetmekten korkanın refleksidir.
Yetmedi…
Bir de siyasetin içinde olmayanlar devreye sokuluyor.
Yetmediği gibi, oğlu çıkıp açıklama yapıyor.
Devlet yönetimi bu mudur?
Bakanlık makamı mı ?
aile WhatsApp grubu mu?
Savunma hattı mı kuruyorsunuz, kamuoyunu mu ikna ediyorsunuz belli değil.
Bakın, burada mesele fiber değil.
Mesele “Bilişim Adası” hayali de değil.
Mesele şu:
Halkla konuşmak yerine, halka bağırmayı tercih eden bir anlayış.
Ve bu anlayış ne ada kurar, ne gelecek inşa eder.
Unutmayın…
Bu ülkede kürsüler işgal edilebilir, yasalar geçirilebilir.
Ama kibirle kurulan her cümle,
günün sonunda sahibinin önüne hesap olarak gelir.
Ve o gün geldiğinde,
kim bağırmış, kim çağırmış…
Herkes çok net hatırlanır.