Töre, Azerbaycan’ın “Bağımsızlık Günü” etkinliğine katıldı Töre, Azerbaycan’ın “Bağımsızlık Günü” etkinliğine katıldı

Bu, 1960’ta iki toplumlu Kıbrıs Cumhuriyeti kurulurken böyledir.
Uluslararası alanda bunu teyit eden en önemli tarihsel olay, iki toplumlu, iki bölgeli, siyasi eşitliğe dayanan federasyon zemininde gerçekleştirilen 2004 referandumlarıdır. Kıbrıslı Türkler referandumu KKTC hukukuna göre, KKTC seçmenleriyle gerçekleştirmişler ve çözüm yönündeki iradelerini ortaya koymuşlardır. İki kurucu ortaktan biri olarak Kıbrıs Türk halkının bu iradesi BM’nin ve uluslararası toplumun kayıtlarındadır. 
Buna karşın bugün adada iki eşit kurucu ortak eşit uluslararası statüye sahip midir? Yanıt “hayır”dır. Bir yanda tanınmış, BM ve AB üyesi “Kıbrıs Cumhuriyeti” var. Diğer yanda ise yalnızca Türkiye Cumhuriyeti’nin tanıdığı KKTC. BM çerçevesindeki tüm müzakere ve diyalog masalarında iki eşit toplum lideri var. Ama masada olunmadığı zamanlarda eşit uluslararası statü yok. Kıbrıs Rum halkı uluslararası toplumla her türlü ilişkiyi kurabilir, uluslararası alanda her ortamda temsil edilirken, Kıbrıs Türk halkı bu olanaklardan yoksun.
O nedenle Kıbrıs Türk halkı olarak yürüttüğümüz mücadelenin temel hedefi, evet eşit uluslararası statümüzün teyididir.
Peki federasyonda eşit uluslararası statü var mıdır? Egemenlik iki kurucu ortak olan Kıbrıslı Türklerden ve Kıbrıslı Rumlardan kaynaklanacaktır. İki eşit kurucu devlet olacaktır. Federal devlette yetkiler, siyasi eşitlik temelinde Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar tarafından paylaşılacaktır. Bu düzlemde dönüşümlü başkanlık olacak, Kıbrıslı Türklerin iradesini yok sayan hiçbir karar alınamayacaktır. 
Bunlar, eşit uluslararası statüsünün teyidini talep eden Kıbrıslı Türklerin vazgeçemeyecekleri unsurlardır. O nedenle CTP, yeni bir müzakere süreci başlayacaksa bunlardan herhangi birinin pazarlığa açık olmamasını, BM’nin kendi sözüne sahip çıkmasını istemektedir. “Sonuç odaklı” ve “siyasi eşitliğin pazarlık konusu edilmediği” bir metodoloji talebimizin temelinde bu yatmaktadır.
Yani çözüm yönündeki mücadelenin odağında aslında eşit uluslararası statünün teyidi talebi vardır ve bu çözümle birlikte gelecek, Kıbrıs Türk halkını bu adadaki iki eşit kurucu ortaktan biri olarak uluslararası toplumla ve hukukla buluşturacaktır. Kurulacak yeni bir müzakere masasının bir kez daha Kıbrıslı Rum liderliğinin ayak sürümesi nedeniyle bozulması durumunda statükoya dönüş olmayacağının önceden netleştirilmesini istememizin temelinde de bu vardır.
Oysa bugün “eşit uluslararası statü”, müzakerelerin başlamasının ön koşulu olarak ileri sürülmekte, bunun KKTC’nin tanınması talebi anlamına gelmediği de belirtilmekte, sonuç olarak bırakın gerçekçi olmayı, ne olduğu dahi anlaşılamayan bir “ön şart” ileri sürülmektedir. Bunun sonucunda, Kıbrıs Türk halkı uluslararası toplum nezdinde, bugüne kadar sergilediği iradeye ters biçimde, “çözüm istemeyen taraf” konumuna düşürülmektedir. 
Hatta daha da ileri gidilerek, iki eşit “lider” arasında gerçekleştirilmesi önerilen “BM gözetiminde liderler arası” diyalog dahi reddedilmekte ve bu konum daha da “güçlendirilmektedir”. Bu, çözüm iradesi açık olan Kıbrıs Türk halkını olumlu anlamda hak etmediği “çözüm istemeyen taraf” statüsüne indirgemekle kalmamakta, Annan Planı’ndan Crans Montana’ya kadar çözüme karşı ayak sürüyen Kıbrıs Rum liderliğini de olumsuz anlamda hak etmediği “çözüm isteyen taraf” statüsüne çıkarmaktadır.
Bu tavrın, “eşit uluslararası statü” mücadelesinde bizi ileriye taşımadığı ve halkımızın iradesiyle, hak ve çıkarlarıyla, uluslararası toplum ve hukukla entegre olma talebiyle bağdaşmadığı son derece açıktır ve derhal terk edilmesi gerekmektedir.           

Editör: Ayşe Açıkel