Bahçeşehir Kıbrıs Üniversitesi Arzu Türsoy, İşletme Bölümü Öğretim Görevlisi yazdı:

Bir bankanın şubesinde ya da bir üniversitenin uzun fakülte koridorlarında sıkça karşılaşılan bir sahne vardır. Genç, başarılı bir kadın çalışan ya da akademisyen, yöneticisinin kapısını çalar. Beklentisi destek görmek, cesaretlendirilmek, yol gösterilmek… Ancak aldığı şey çoğu zaman mesafedir. İlginçtir ki aynı yönetici, erkek çalışanlara karşı daha yapıcı ve teşvik edici bir tutum sergileyebilir.

İş hayatında bazı kadın yöneticilerin, alt kademelerdeki kadınların yükselmesini desteklemediği; hatta zaman zaman erkek çalışanların kariyer ilerlemesini daha fazla teşvik ettiği gözlemleniyor. Bu durum, bilimsel literatürde “Kraliçe Arı Sendromu” olarak adlandırılıyor. Kısaca ifade etmek gerekirse, bazı kadın yöneticilerin diğer kadınlara karşı engelleyici, dışlayıcı ya da yıldırıcı tutumlar sergilemesi anlamına geliyor.

Kraliçe Arı kavramı yeni değil. İlk kez 1970’li yıllarda tanımlanan bu olgu, kadınların iş hayatında sayıca artmasına rağmen üst yönetim kademelerinde neden hâlâ sınırlı kaldığını anlamaya çalışan araştırmaların bir sonucu olarak ortaya çıktı. “Üstte yalnız kalmış” kadın figürü, zamanla bir ayrıcalık ve korunması gereken bir konum olarak algılanmaya başladı.

Üst yönetimde “tek kadın” olmanın yarattığı bu algı, bazı kadın yöneticilerin konumlarını korumak adına diğer kadınları potansiyel birer rakip olarak görmesine yol açabiliyor. Erkek egemen tutumların benimsenmesi, diğer kadınların rekabet gücünün bilinçli olarak bastırılması ve cinsiyet temelli ayrımcılığın görmezden gelinmesi bu sendromun en belirgin yansımaları arasında yer alıyor.

Kraliçe Arı Sendromu birçok sektörde görülse de, özellikle rekabetin yoğun ve pozisyonların sınırlı olduğu bankacılık ve akademi dünyasında daha görünür hâle geliyor. Bankacılık sektöründe terfi listelerinde kadın çalışanların sayısı artsa bile, kritik ve karar verici pozisyonlarda çoğu zaman erkeklerin tercih edilmesi dikkat çekiyor. Genç kadın çalışanlar açık bir engellemeyle karşılaşmasalar da, destek görmemek, görünmez kılınmak ya da yalnız bırakılmak gibi dolaylı engellerle mücadele etmek zorunda kalıyor.

Akademik dünyada ise bu durum daha örtük yaşanıyor. Yükselme ve atama süreçlerinin uzun, karmaşık ve belirsiz olması kadın akademisyenler arasındaki rekabeti artırabiliyor. Bazı üst düzey kadın akademisyenlerin, genç kadın meslektaşlarına mentorluk yapmak yerine mesafeli durmayı tercih etmesi, kariyer yolculuğunu zorlaştıran önemli bir etken olarak karşımıza çıkıyor.

Kraliçe Arı Sendromuna maruz kalan kadınlar; motivasyon kaybı, yoğun stres, kariyer tıkanıklığı ve değersizlik hissi yaşayabiliyor. Ancak uzmanlar önemli bir noktaya dikkat çekiyor: Bu sendromu yalnızca bireysel bir “kişilik sorunu” olarak görmek büyük bir yanılgı. Çoğu zaman bu tutumlar, örgütsel yapıların, yoğun rekabetin ve sınırlı terfi olanaklarının bir sonucu olarak ortaya çıkıyor.

Özellikle KKTC gibi küçük ve ilişkilerin iç içe geçtiği toplumlarda, yönetici pozisyonlarının sınırlı olması bu tür dinamikleri daha da görünür kılabiliyor. Oysa bilimsel çalışmalar, kadın yöneticilerin hemcinslerine inanan, onları destekleyen ve potansiyellerini fark eden bir yaklaşım benimsediğinde, daha adil ve sağlıklı çalışma ortamlarının mümkün olduğunu açıkça gösteriyor.

Belki de asıl soruyu burada sormak gerekiyor: Kadınları birbirleriyle rekabete zorlayan bu yapıları ne ölçüde sorguluyor ve dönüştürmeye çalışıyoruz?

Kıbrıs Sağlık ve Toplum Bilimleri Üniversitesinden 10 Uluslararası Makale
Kıbrıs Sağlık ve Toplum Bilimleri Üniversitesinden 10 Uluslararası Makale
İçeriği Görüntüle