Tel-Sen: Fiber Optik Protokolü’ne karşı mücadelemiz sürecek
Tel-Sen: Fiber Optik Protokolü’ne karşı mücadelemiz sürecek
İçeriği Görüntüle


Taçoy, Avrupa’da güvenliğin kendiliğinden garanti edilemeyeceğini, çözümlenmemiş ihtilafların tüm kıtanın istikrarını tehdit ettiğini söyledi.
Taçoy, Kıbrıs adasındaki mevcut statükonun altmış yılı aşkın süredir Avrupa Konseyi gündeminde olduğunu ve Doğu Akdeniz ile Avrupa güvenliği üzerinde doğrudan etkiler yarattığını belirtti.

1960’ta kurulan Kıbrıs Ortaklık Cumhuriyeti’nin, 1963’te Kıbrıslı Rumların Kıbrıslı Türklere yönelik saldırıları sonucu yıkıldığını hatırlatan Taçoy, Türklerin devlet kurumlarından zorla dışlandığını ve 1963-1974 arasındaki dönemin şiddet olaylarıyla geçtiğini ifade etti.

Ulusal Birlik Partisi Lefkoşa Milletvekili ve Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Heyet Başkanı Hasan Taçoy, bu yıllarda yüzlerce Kıbrıslı Türk’ün hayatını kaybettiğini, on binlercesinin ise evlerini terk ederek adanın yalnızca yüzde üçüne tekabül eden küçük bölgelere sığınmak zorunda kaldığını söyledi.

Bu dönemin, Kıbrıs Rum tarafının Yunanistan’daki askeri cunta tarafından desteklenen 1974 darbesiyle doruk noktasına ulaştığını belirten Taçoy, Avrupa Konseyi Parlamenter Asamblesi’nin 573 (-1974) sayılı kararına da atıf yaptı.

Söz konusu kararda darbe girişiminin, “Türk Hükümetini, 1960 Garanti Antlaşması’nın 4. Maddesi uyarınca müdahale hakkını kullanmaya sevk ettiği”nin kabul edildiğini hatırlatan Taçoy, böylece on yıl süren kanlı sürece son verildiğini vurguladı.

Taçoy, bugün gelinen noktada Kıbrıs Rum yönetiminin güvenlik, savunma ve enerji alanlarında tek taraflı politikalarla gerginliği artırdığını, bunun hem adada barış ihtimalini hem de Avrupa’nın genel güvenliğini tehdit ettiğini dile getirdi.

Kıbrıs Türk tarafının, kalıcı barış için tek gerçekçi yol olan “egemen eşitlik ve eşit uluslararası statüye dayalı çözüm” konusundaki kararlılığını sürdürdüğünü vurgulayan Taçoy, Avrupa’nın inandırıcı olabilmesi için Kıbrıs Türk halkı da dahil olmak üzere tüm taraflara eşit hak ve kapsayıcı diyalogla yaklaşması gerektiğini ifade etti.