Önüne gelen tetikçi: Bu iş iyice moda oldu!

Son günlerde ülkemizde yaşanan silahlı saldırılar artık “haber değeri olan istisnalar” değil, alıştırılmaya çalışılan bir düzenin parçası haline geldi. Asıl korkutucu olan da bu.

Abone Ol

Bir ülkede silah konuşuyorsa, devlet susuyordur.
Bir ülkede tetik bu kadar rahat çekiliyorsa, hukuk çoktan kenara itilmiştir.

Kimse kusura bakmasın ama burada artık tekil olaylardan söz etmiyoruz. “Aralarında husumet vardı”, “şahsi meseledir”, “adli vaka” gibi klişe cümlelerle geçiştirilecek bir noktayı çoktan aştık. Çünkü her silahlı saldırı yalnızca hedef alınanı değil, toplumu vurur.

Soruyorum:
Bu silahlar nereden geliyor?
Kimler bu kadar rahat taşıyor?
Kim görmezden geliyor?

Cevaplar ortada yok ama sonuç ortada: Korku.
Sokakta, trafikte, üniversite çevresinde, hatta gündelik hayatta artan bir tedirginlik.

Daha kötüsü ne biliyor musunuz?
Bu olaylara alışmamız.

“Yine mi silahlı saldırı?” deyip haberi kaydırıyorsak, işte o zaman kaybettik. Çünkü normalleşen şiddet, bir sonraki kurbanını seçerken daha da cesur olur.

Yetkililer açıklama yapıyor, dosyalar açılıyor, tutuklamalar oluyor… Peki sonra?
Sonra yine aynı şeyler.
Aynı manşetler, aynı cümleler, aynı suskunluk.

Bu ülke mafyatik hesaplaşmaların, bireysel silahlanmanın, cezasızlık hissinin deneme tahtası değildir. Olmamalı.

Burada mesele yalnızca güvenlik değil; otorite, hukuk, ciddiyet meselesidir. Devlet, “ben buradayım” demiyorsa, silahlar konuşur. Bu kadar net.

Ve şunu açık açık söyleyelim:
Silahlı saldırılara karşı net durmayan herkes —kim olursa olsun— bu düzenin bir parçasıdır. Sessizlik de bir tercihtir ve bedeli ağırdır.

Bu ülke daha iyisini hak ediyor.
Korkuyla yaşamayı değil, güvenle yürümeyi.

Ama bunun için önce şunu kabul etmeliyiz:
Sorun var. Büyük bir sorun var.
Ve üstü örtülerek değil, üstüne gidilerek çözülür.