Gelelim o meşhur Epstein dosylarına! Bu saate kadar yazmak istemezdim ama ta ki bizden yeni bir haber görene kadar öz kızına tecavüz! Haydaaa!
“Noluyoruk be amma” dediğinizi duyar gibiyim.
KKTC’de bir baba.
Bir ev.
Bir çocuk.
Bu üç kelime yan yana geldiğinde, artık “adli vaka” konuşulmaz. Burada insanlık sorgulanır.
Ve tam bu noktada, dünya sahnesine bakıyoruz. Özel adalar, özel jetler, örtbas edilmiş dosyalar, suskun bırakılmış mağdurlar… Jeffrey Epstein adıyla anılan karanlık, bize şunu açıkça gösterdi:
Güç varsa, suskunluk satın alınabiliyor.
Para varsa, adalet geciktirilebiliyor.
Ve toplum isterse, her şeyi görmezden gelebiliyor.
Biri “çok uzak” denilerek konuşuluyor.
Diğeri “bizden biri” denilerek fısıldanıyor.
Ama gerçek şu:
Karanlık aynı karanlık. Sadece mekân değişiyor. Evde de başlıyor, sarayda da. Sokakta da sürüyor, adalarda da. Failin sıfatı değişiyor ama zihniyet değişmiyor.
Yok be Samet… “Bu nadir yaşanıyor.”
Hayır.
Bu sadece iyi saklanıyor.
Fail bazen baba oluyor, bazen öğretmen, bazen siyasetçi, bazen de dünyanın önünde “saygın” bir figür.
Ve her seferinde aynı döngü işliyor: Birileri biliyor. Birileri susuyor. Birileri de “şimdi zamanı değil” diyor.
Oysa tam zamanı.
Bir çocuğun güvenliği söz konusuyken, denge konuşulmaz. İmaj korunmaz. Sessizlik mazeret olmaz.
Epstein dosyaları bize şunu öğretti:
Dokunulmazlık geçicidir. Ama susularak kaybedilen hayatlar kalıcıdır.
Şimdi gelelim patlama noktalarıma; O insan kılıklı Epstein dosyaları sosyal medya ortamında patladığı dönemde, sabah kalktığımda Kıbrıs Gerçek Gazetesi’nde okuduğum “Erkek çocuğun başka bir erkek çocuğa istismarı” olayı sonrası hadi diyorum kendime ama yok! Sonra akşam gördüğüm öz kızına tecavüz iddiası. E! yok artık dedirtiyor insana.
KKTC’de yaşanan bu olay da bundan bağımsız değildir. Bu bir “aile meselesi” değil. Bu bir “üç gün tutukluluk” haberi hiç değildir. Bu, bir toplumun en zayıf olanı koruyup koruyamadığının aynasıdır.
Buradan net konuşalım:
Çocuklarını koruyamayan bir toplum, ne kendini ahlaklı sayabilir ne de geleceğinden emin olabilir.
Artık “bizde olmaz” masalını bırakma zamanı.
Artık kötülüğü sadece başka ülkelerin, başka sistemlerin sorunu gibi gösterme devri bitti.
Çünkü istismar milliyet tanımıyor artık. Tecavüz coğrafya bilmez. Ve kötülük, en çok sessizlikle beslenir.
Bugün susarsak, yarın başka bir evde, başka bir odada, aynı karanlık yeniden başlayacak.
Ve o gün geldiğinde kimse, “haberim yoktu” diyemeyecek.