8 Mart geldi mi sosyal medya çiçeklerle doluyor.
Gül emojileri, süslü mesajlar, “kadınlar baş tacımızdır” cümleleri…
Ama gerçek hayatın sahnesi bambaşka.
Çünkü bu ülkede kadınlar hala şiddetten kaçacak güvenli bir kapı arıyor.
Hâlâ mahkeme koridorlarında adalet bekliyor.
Hâlâ iş hayatında eşit maaş için mücadele ediyor.
Ve ne yazık ki hâlâ bazı zihinlerde “susması gereken biri” olarak görülüyor.
Kadınlar günü, kutlama günü değildir.
Bir hatırlatma günüdür.
Bir toplumun medeniyet seviyesi, kadınlarına nasıl davrandığıyla ölçülür.
Evde, sokakta, işte, siyasette…
Kadının sesi ne kadar özgürse, o toplum o kadar güçlüdür.
Ama bizde çoğu zaman kadınlara verilen değer, 8 Mart günü gönderilen bir çiçekten ibaret kalıyor.
Ertesi gün ise her şey unutuluyor.
Gerçek saygı, çiçekle değil eşitlikle olur.
Gerçek saygı, mesajla değil adaletle olur.
Gerçek saygı, sözle değil tavırla olur.
Bu yüzden bugün kadınlara çiçek vermeden önce kendimize şu soruyu sormalıyız:
Gerçekten onların yanında mıyız…
yoksa sadece bir günlüğüne mi hatırlıyoruz?
Çünkü kadınlar çiçek değildir.
Onlar bu toplumun omurgasıdır…
vicdanıdır…
ve susturulmaya çalışılsa bile her defasında ayağa kalkan gücüdür.
Bir toplum kadına ne kadar adil davranıyorsa,
aslında kendi geleceğine o kadar saygı gösteriyordur.