Bugün Avrupa’dan Orta Doğu’ya kadar ülkeler savunma bütçelerini büyütüyor. Silaha ayrılan para artarken, vatandaşın cebine giren para aynı kalıyor hatta küçülüyor. Petrol fiyatı oynuyor, enerji maliyetleri yükseliyor, zincirleme şekilde her şeye zam geliyor. Bu artık geçici bir dalgalanma değil; yeni düzen bu.
Ve biz… KKTC.
Dünyadaki bu tabloyu sadece uzaktan izleyen bir yer değiliz. Tam ortasındayız ama en zayıf halkasıyız. Çünkü bizim sorunumuz sadece küresel kriz değil. Bizim asıl problemimiz içeride.
Hayat pahalılığı artık bir şikayet değil, günlük yaşamın normali oldu. Market fiyatları her hafta değişiyor. Kiralar uçmuş durumda. Genç bir insanın tek başına ayakta kalması neredeyse imkansız hale geldi. Asgari ücret daha cebe girmeden eriyor. İnsanlar artık “nasıl daha iyi yaşarım”ı değil, “bu ayı nasıl çıkarırım”ı düşünüyor.
Daha acısı ne biliyor musunuz? Buna alışıyoruz.
Gençler için durum daha da ağır. Üniversite okuyan, mezun olan, hayal kurmaya çalışan bir nesil var ama karşısında net bir duvar duruyor; belirsizlik. İş yok, olan iş tatmin etmiyor, maaşlar yetersiz. Bu yüzden herkesin aklında aynı soru: “Burada kalmalı mıyım, gitmeli miyim?”
Bu sorunun bu kadar normalleşmesi bile başlı başına bir kriz.
Bir yanda dünya milyarlarca doları silaha yatırıyor, diğer yanda burada gençler gelecek planını yurt dışına göre yapıyor. Çünkü burada sistem onları tutmuyor, aksine itiyor.
Ekonomideki sorun sadece dış etkilerle açıklanamaz. Evet, dünya zor bir dönemden geçiyor. Ama biz kendi elimizle işleri daha da zorlaştırıyoruz. Bürokrasi ağır, üretim zayıf, denetim eksik. Fiyatlar kontrolsüz, sistem dağınık.
Ve sonuç: Fakirleşen bir toplum.
Artık kimse “refah” cümlesini konuşmuyor. Herkes hayatta kalma derdinde. Bu çok tehlikeli bir eşik. Çünkü bir toplum hayal kurmayı bıraktığında, sadece günü kurtarmaya odaklandığında, orada gelişim de durur.
Dünya silahlanmaya devam edecek. Bu kısa vadede değişmeyecek. Ama bizim en azından içeride ne yaptığımızı sorgulamamız gerekiyor.
Gerçek soru şu:
Biz bu düzenin içinde ezilen taraf mı olacağız, yoksa kendi sistemimizi toparlayıp ayakta kalmayı mı başaracağız?
Çünkü mesele artık sadece ekonomi değil.
Mesele, burada bir gelecek olup olmadığı.